21 Ocak 2011 Cuma

Aşk...

İlk yazıma gelen önemli bir eleştiri şuydu ki “kardeşim beyzik düşünce diye başlamışsın güzel türkçemiz ile bağlamışsın, sen ne ayaksın?”
 Şimdi buna açıklama getirmek istiyorum. Beni çevremde arkadaşlarımdan ayıran önemli özelliklerimden biri her olaya fazla yüzeysel bakıp anında sonuca gitmemdir. “Abi bu şöyle demiş, demek ki seni seviyor”, “bu böyle demiş, demek ki yalancı” ya da “bu şunu demiş, demek ki ibne” gibi bir kelime veya cümle ile sonuca giderim. Öyle olayların üzerine fazla mantolama yapmam. Mümkün olduğunca sade görürüm. Bunun için bu “beyzik” lafı çıktı ortaya. Ben de yavaş yavaş bunu dile dökeyim dedim, başladım bir şeyler karalamaya ama güzel türkçemize bağlandı olay. Aslında yazı kendi kendine geldi oraya ben birşey yapmadım... Hani derler ya yazılar aslında yaşıyor, içindeki karakterler canlı falan diye, harbiden de öyleymiş.Yoksa  o laf oralara nereden gelsin değil mi? Baksanıza ben sığ sularda yüzmeyi, sade düşünmeyi anlatmaya çalışacağım yazımda Hakkı Devrim’e bağladım birden. Öyleyse yazar ne yapar diye de soruyor insan kendine, madem bu karakterler canlanıp kendi yaşıyorsa? Bak yine müdahele etmezsem yazı alıp gidecek bir yerlere. Yazı yazmak rodeo gibi birşey galiba yazı altınızdan kayıp gitmeye çalışıyor, içinden canlanan karakterler seni üzerinden atıp kendi başına hür koşmaya çalışıyor ama sen sürekli olayı zapturapt altına alma çabasındasın. Ama anladım ki iyi yazarlar onu uysallaştırıp istediği yere götürebilenler. Onun için yazım gemi azıya almadan ben başlayayım Beyzik’e ufaktan.
Beyzik düşünce aslında öyle bölüm bölüm anlatılabilecek ya da “yazın bakalım, ders biiiir…” diye dikte ettirilebilecek birşey değil.  Temelinde şu yatıyor; hayatta aslında herşey içgüdüsel hareketlere dayanır ve insanlar bunun üzerlerine istedikleri kadar bişiyler koymaya çalışsınlar - koyarlar ama-aslında o içgüdüsel durumdan hiç kurtulamazlar. Bizler kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmış çıplak haldeyiz aslında.  Yani doğadaki hayvanlar gibi düşünün. Hepsinin dünyaya geliş ve yaşayış şekli var değil mi? Hani belgesellerdeki erkek aslan şunu yapar, dişi kaplumabağa bunu yapar, erkek fok böyle davranır, dişi kuş şöyle davranır gibi. Aslında insanlar da bu kadar çıplak ve fonksiyonları belli olarak dünyaya geliyor. Sonra insan olmanın ayrıcalığı ile bu çıplak hallerinin üzerine her aşamada bişeyler giymeye başlarlar. Konuşma en belirleyicisidir bu giyinmenin, bizi diğerlerinden ayıran. Yani ne bileyim iç çamaşırlarını giymiş olur insan konuşmaya başlayınca. Ondan sonra kazandığı her nitelik onu biraz daha giyindirir. En önemli nitelik düşünme ve bunun ilerlemesi ise eğitim ile kazanılacaktır. Onun için mesela liseyi bitirdiğinde üzerine artık bir de pantalon gömlek giymiş olur insan. Yok daha ileri gitti üniversiteyi de bitirip kendi üzerine bişiyler daha mı koydu o zaman bir de ceket almış olur üzerine. Yok mastır mı yaptı artık şık bir atkısı da vardır. Bunu uzatmak mümkün ama benim beyzik düşünceme göre insan istediği kadar üzerine bişiyler giysin aslında davranışlarında çıplaktır. Çünkü o da doğadaki diğer tüm canlılar gibi kendine verilen rolü oynamaya gelmiştir. Beslenecek, büyüyecek, üreyecek, ailesini ve sürüsünü koruyacak, dişileri kur yapacak, erkekleri dişisi için diğerleri ile kavga edecek vs vs . Onun için istediği kadar entel dantel takılmaya çalışsın, süslü cümlelerle konuşsun herkesin bu içgüdülerle hareket ettiğini ve aslında herşeyin bu kadar basit olduğunu düşünürüm.
Bir örnek vermek gerekirse insanoğlunun soyunu devam ettirmesi; aşık olması bunun neticesinde çiftleşip yavrulamasına bağlıdır. Evlilik de hem bu cinsel birlikteliği hem de doğacak çocukları yasallaştıran müessesedir. Eee şimdi gelelim benim beyzik bakışa. Evlilik akıllı insan işi midir allasen? İnsanın yapısına uygun bir hareket değildir aslında ama nasıl bazı çiçekler birbirlerine döllerini arıların ayağında yolluyorlarsa insanların da düzenli üremesi için gözlerinin hiç bir şeyi görmemesi, bir eş ile çok mutlu olacağı düşünü görmesi yani aşık olması gerekmektedir. Ancak böyle bir ruh hali ile evlenilip çoluk çocuğa karışılınabilinir ve bu çark dönebilir, yoksa evlilik akıllı, aşık olmamış bir insanın zorlanabileceği bir müessese değilmidir?  Şimdi aşk meşk üzerine onca kitaplar yazılıyor, onca araştırmalar yapılıyor, bilimsel bir sürü çalışmalar yada süslü püslü psikolojik bir çok kitaplar ile açıklamaya çalışmalar var. Diyorum ki, bu kadar derinlemesine düşünmek insanı yoruyor; bence temele bakmak yeterli. Ha arı almış bir çiçeğin polenlerini diğerine taşımış ha erkek su aygırı kur yapıp sürüdeki diğer erkekleri dövüp dişi ile eşleşmiş ha insan aşık olup evlenme teklifi edip nikah memuru gözetiminde imzalar atıp, çiftleşmiş. Hepsi, beyzik bakıldığında çarkın dönmesi için bir gereklilik o kadar. Bu kadar basit! Onca kitaplara, incelemelere, itişmelere,  kakışmalara ne gerek var? Hele öyle süslü püslü, alımlı çalımlı laflara iyice uyuz oluyorum.
Kızlar beyaz atlı prensi beklemeyin, yalnızlar ruh ikizinizi falan aramayın, aşkın ömrü 3 yıl mı 5 yıl mı boş yere tartışmayın.
Aşk arının ayağında diğer çiçeğe doğru uçan polendir aslında.
Gerisi hikaye.

11 yorum:

  1. Kardeşimin yazılarını heyecanla bekliyor olacağım her hafta. Demiş ya Heidegger, "dil insanın evidir" Gönülden destekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Blog sahibi,

    İkinci yazını sabırsızlıkla bekledim ama açıkçası hayal kırıklığına uğradım diyebilirim...

    İlk olarak birinci yazında anladım ki sen türkçeyi kelimelerden ibaret sanıyorsun. Ne paragraf, ne imla nede cümle kullanışların tükçeyi savunan adama yakışır gibi değildi.

    İlk yazıda başlık, giriş ve sonuç arasında hiç bir bağlantı yokken, ikinci yazında senin deyişinle rodeo heyecanıyla yazının sonuna vardığında aşka gelip yazınında adını aşk koyduğun gayet açık.

    Sevgili blog sahibi, sana daha öncede söylemiştim aslında ama aklından uçup gitmiş belliki; hayvanlarla insanları birbirinden ayıran en önemli özellik insanların hayvanların aksine içgüdüleriyle değil akıllarıyla hareketlerine karar vermeleridir. Doğal olarak evrimini tamamlayamayan içgüdüleriyle yaşayan bir insan kitlesi var olsada insanlar içgüdüleriyle yaşar genellemesini yapmamız için yeterli değillerdir.

    Bu arada anladım ki sen beyzik düşünceyi getirip felsefede idealist düşünceye bağlamışsın. İdealizmde insanlar dediğin gibi var olan alışılagelmiş kurguya göre hareket ederler ama idealizm bu yüzyılda yerini postmodernizm'e terketmiş ve insanlar için oku, evlen, çocuk yap gibi kurgular yerini yolunu kendi çizen şablona karşı gelen bireylere bırakmıştır. (Bkz: ben )

    "Aşk arının ayağında diğer çiçeğe doğru uçan polendir aslında." derken uçan arımı, polen mi? Aşk bunun neresinde?

    Sana gaz vermek için karşı çıkmak lazım. bu gaz ile bir hafta yazışırız heralde :))))

    Gerisi hikaye...

    YanıtlaSil
  3. Sarı ofiste cam açık mı kalmış? Cereyanda durma derim.

    YanıtlaSil
  4. Bu kadar mı? iki saat yorum yaptık cevap çok beyzik oldu...

    YanıtlaSil
  5. Sarıcım eleştirin benim yazımdan uzun olmuş hangi birine cevap vereyim hiç birinin ayağı yere basmamış ki? Şu bkz: ben bile benim yazımın ne kadar yerinde olduğunu göstermiş. İçgüdüsel davranışı neresinden aşmışın bir anlasam :-)

    YanıtlaSil
  6. ben yazıyı okurken çok eğlendim...
    özellikle yazının volkan'ın kontrolünden çıkma çabası ve volkan'ın buna karşı amansız uğraşısı süper olmuş...
    master yapan insanın kendisini şık bir atkı ile tamamlaması ise yazının tepe noktası...
    teşekkürler volki

    YanıtlaSil
  7. şu sanal dünya ne garip ; yüzyüze konuşurken birbirinize hiç böyle kibar davranmıyorsunuz ama burda sanırsınız ki ingiltere kraliyet ailesindesiniz!

    bende abime katılıyorum master yapmadığımdanmıdır nedir hiç şık bir atkım olmadı : )

    ama aşk mevzuu uzun konu ve aşk arının dağıttığı polense ben kelebek olmayı tercih ediyorum .. 1 gün yaşayıp kollarında ölmek için : )))

    YanıtlaSil
  8. Editörün bir Bilen yayınlamadan önce bir gözden geçirse iyi olur. Verdiğin mesajları Türkçe'mizin "beyzik" imla kuralları ve yazım yanlışları da zamanla düzelirse dadından yenmez:)))))

    YanıtlaSil
  9. sevgili zomzom,
    ben beyzik'in gün ışığına çıkmasına naçizane bir ışık olabildiysem, ne mutlu bana.
    gel gör ki editörlük sıfatı beni aşar.
    velev ki buna niyetlendim.
    inancım o ki beyzik'in izleyicileri bunu yemez, kendileri zaten editör iken!

    volkan'cım, burayı "açık oturum" havasına sokmayalım ltf! buna müsade etmeyelim.

    konuşmak isteyen kahveye çıksın kardeşim...

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Bili kardeşim bugünlere gelebildiysem senin sayende. Teşekürü bir borç bilirim. Elbette eleştiriye açığız, her eleştiri bizi bir adım daha ileri götürecektir. Yapıcı olsun yeter.

    YanıtlaSil
  11. Hem eleştiriye açığım diyorsun hemde yapıcı olsun diye sipariş ediyorsun :)Bunun da adına beyzeleştiri diyelim artık ...

    YanıtlaSil